Ara Notlar

Ara Notlar

Gun olur arsa yukselir ruhum; gun olur yerde surunur.. yuregimin buklumleri hep birbirine yapismaya calisir, ben de yuregimi acmak icin buklumleri hep yeniden cekip koparmak zorunda kalirim.. ..

Zeytin yemek istiyorum!

28/10/2007
Kategori: hangi hayat



Denizli’nin Tavas İlçesi Kaymakamı fakir ve başarılı çocuklara yardım için kasabayı topladı. Nefes alıp vermenin değil, “vermenin” hayat belirtisi olduğunu söyledi zenginlere. Sonra yoksul çocuklara mektuplar gönderdi “bir dilek tutun” diye. Çocuklar sıraladılar dileklerini. Kimi “ev” dedi, kimi “bisiklet”, kimi “bilgisayar” istedi. “Zeytin yemek istiyorum!” yazdı Teslime Memi kendi-ne verilen kağıda.

Dünyanın yuvarlak olduğunu kim söylemiş! Bir geminin önce dumanının, sonra bacasının, daha sonra güvertesinin görülmesi olsa olsa bir yanılsamadır. Tıpkı kendisine yaklaşıldıkça uzaklaşan ufuk çizgisi gibi. Tıpkı yakamoz gibi dolunaylı gecelerde. Deniz bu, sever oynamayı; kayıklarla, gemilerle, gemicilerle, dürbünlerle, pusulalarla, dümenlerle... Sütlimanken, birden dalgalarını dağa dönüştürüverir, kudurmuşken bir sabah aniden sakinleşiverir. Dünyanın yuvarlak olduğunu kim söylemiş; denizse bunu söyleyen neden inanalım; bence dünya bir zeytin tanesi gibidir yani elipstir. Eli pistir ve kimi ebelese sırtında izini bırakır parmaklarının. Dünyanın peşinden koşup da ebeleyemediği kaç kişi kalmıştır ki şunun şurasında. Kaç kişi dünyadan daha hızlı koşmayı başarabilmiş, kaç kişi o sıcak soluğu ensesinde hissettiğinde buz kesilmiştir. Oyun değişse de dünya kazanmaktadır hep. Saklambaç oynandığında sizi eliyle koymuş gibi bulan, evcilik oynandığında sizi evsiz bırakan odur. Dünya yuvarlak olsaydı yuvarlanıp giderdi elinizin altından. Halbuki hep el altındadır, bilemediniz sümen altında; istenildiği zamanda bulunan.

Hadi söyleyin ne var dilinizin altında? “Dünya yuvarlaktır” diye yuvarlıyorsunuz galiba dilinizde. Korkmayın engizisyonda yargılanmayacaksınız Galile gibi. Hem global bir dünyada yaşıyorsunuz artık. Global yani küresel. Yani: Dünya bir küredir. Tıpkı palyaçoların ellerinde ve futbolcuların ayaklarında çevirdikleri küreler gibi bir küre. Surlarımızı yıkan gülleler, sırlarımızı ortaya döken camdan küreler gibi yuvarlaktır dünya. Kim demiş dünya zeytin gibidir, diye!

Ben dedim. Dünya belki de bir zeytine dönüşmüştür. Zeytin dalına demiyorum. Söğüt dalına da. Barış yuva yapmış zeytin dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü, amanin yandım. Tiridine tiridine tiridine bandım. Bedava mı sandın, para verip aldım. Öyle ya geçer akçe “para”dır. Barışı da alırsın parayla, savaşı da. “Bas bas paraları hevâya bi daha mı gelcez dünyaya.” Evet bir daha geleceğiz. Hem nasıl bir dünyaya. Öte dünya, ötelenebilecek bir dünya değildir. Bir borçtur öte dünya mutlak ödenecektir. Çekini ödemeyip telefonlara çıkmayan kurnaz tüccarlar, kaçın bakalım! Bu kez ahiret sizi sobeleyecektir. Arabalarınızın modellerini yenilediğiniz gibi öte dünyayı yenileyemezsiniz. Size hangi “ev” hazırlandıysa oraya gireceksiniz. Direksiyonu sağa sola kıvırmak yok. Bir makinist gibi dümdüz gideceksiniz. Yeni bir yol serap artık. Yolu dünyada seçtiniz!

Hem iddia ediyorum: Dünyanız bir zeytin tanesine dönüşmüştür. Birden bire olmuştur bu. Bir sabah yalnız dünya değil bütün gezegenler birer zeytin tanesi olmuşlardır. Paralar tedavülden kaldırılmış, insanlar zeytinle alıp, zeytinle satmaya başlamışlardır. Elmas ve pırlanta yerine yüzük taşı olarak zeytin çekirdeği kullanılmaya başlanmıştır. İnci yerine iplere dizilen zeytinler takılmıştır boyunlara! Kuyumcu vitrinlerinde renk renk zeytinler; yeşil, kahverengi, siyah... Elektrikler kesilmiş, lambalarda zeytinyağı yanmaktadır. Volta atan mahkumların tesbihleri oltu taşından değil kırık zeytinlerdendir. En parlak ışık zeytin tanelerinden fışkırmakta, en koyu gölge zeytin ağaçlarından düşmektedir yere.

Denizli’nin Tavas İlçesi Kaymakamı Ahmet Ümit söyle bize! Dünya gerçekten bir küre midir? Peki sen söyle Kozlar Köyü İlköğretim Okulu öğrencisi Teslime Memi, “Bugüne kadar isteyip de bir türlü sahip olamadığın, hayalini kurduğun o şey nedir?”

***

“Zeytin yemek istiyorum!” yazdı Teslime Memi kendine verilen kağıda. 10 yaşındaki Teslime Memi rüyasını yazdı ilçe kaymakamına: “Zeytin yemek istiyorum!”

Denizli’nin Tavas İlçesi Kaymakamı fakir ve başarılı çocuklara yardım için kasabayı topladı. Nefes alıp vermenin değil, “vermenin” hayat belirtisi olduğunu söyledi zenginlere. Sonra yoksul çocuklara mektuplar gönderdi “bir dilek tutun” diye. Çocuklar sıraladılar dileklerini. Kimi “ev” dedi, kimi “bisiklet”, kimi “bilgisayar” istedi, kimi “gelinlik”, hele birisi vardı ki “keklik” diye yazdı gülümseyerek. Yalnız Teslime, o bütün çocuklardan başka bir şey istedi. Dünyanın bir zeytin tanesi olduğunu ispatlamak ister gibi, “Zeytin yemek istiyorum!” diye yazdı kâğıda bastırarak. Ve, ve, ve... Bir sabah dünya, babasını kaybeden, annesini hep tütün tarlalarında gören Teslime’nin kahvaltı yapamadığını öğrendi...

***

Farkında mısınız bilmem. Her sabah kahvaltı masasında, parlak siyah zeytinler çatalınızdan kayıp sıçrıyor gökyüzüne. Zeytinleriniz ay, güneş, dünya ve bir çift göz oluyor Teslime’de.


Ali Ural

Kim demiş dünya zeytin gibidir, diye!

not; aranizda yazarin "gunesimin onunden cekil!" isimli eserini okuyan var mi..?

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Akil !

25/10/2007
Kategori: hangi hayat

Büyük İskender, büyük filozof Aristo’ya bir mektup yazıp sorar:


- Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım?

1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?

2- Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım?

3- Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?


Aristo’dan cevap gelir:

1- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar.

2- Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar.

3- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.

Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur:


- İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!

.............

Uyarı bir: İki kavmin bin yılı aşan kardeşliğini bozup arasına kan davası sokacak her hareket lanetlidir. Bunun kimseye hiçbir yararı yoktur, ama herkese kalıcı zararları kaçınılmazdır.


Uyarı iki: Türkiye ne zaman silahlı siyasete prim vermişse, siyaset kendi tabii silahlarından olmuş, bundan ülkedeki görece özgürlük ortamı fena halde zarar görmüştür. Bu daha yeni yeni belini doğrultan siyasetin kendi ayağına kurşun sıkmasıdır. Daha dün seçimden mutlak galip olarak çıkan iktidar, silahlarla yönetilmeye hayır diyebilmelidir. “Türkiye cenazelerle kimyası bozulup tedbiri şaşacak bir 'aşiret' devleti değildir” denilmelidir. Bu hem Cumhurbaşkanına hem hükümete karşı kurulmuş bir tuzaktır. Bu tuzağa düşülmemelidir.


Uyarı üç: Bu ülkenin güvenliği askere bırakılmayacak kadar önemlidir. 30 yıldır devam eden “terörle mücadele” yönteminin iflas ettiği ortadadır. Mevcut konsept işe yaramamış, terörü daha da azdırmıştır. Bu yöntemi sürdürmek isteyenler, önce başarısızlıklarının hesabını bu millete vermelidirler.

Bu ülkenin kurucu unsuru olan biz Müslümanlar, % 47'lik bir iktidarın dahi bunu başaramayacağını biliyoruz. Ama mevcudun gerisine düşen bir Türkiye de istemiyoruz.

Zira biliyoruz ki, silahların siyaseti hâkimse, siyasetin silahları susmuş demektir. Bunun anlamı, sözün gücünün yerini gücün sözünün almasıdır. Bunun anlamı, “konuşa konuşa anlaşmanın” yerini “vuruşa vuruşa kırılmanın” almasıdır. Büyük ailemizin gerçek düşmanlarının istediği de budur.



Hz. Musa'nın Kur'an'daki duasına katılalım: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah'ım!”


Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA